Geçtiğimiz kasım ayında Glasgow'da düzenlenen COP26 konferansı, iklim krizini ele alma konusunda kendisinin öngörülebilir bir başka başarısızlık olduğunu kanıtladı. Önerilen Ulusal Katkı Beyanları (UKB) kapsamında açıklanan, sıcaklık artışını 1,5 dereceden fazla olmayacak şekilde tutmak için sera gazı emisyonlarını sınırlama vaatleri tamamen bir hayaldir. 2021 Emisyon Farkı Raporuna göre, UKB'lerdeki mevcut planlar, sıcaklık artışını en fazla felaket derecesindeki 2,5 derece ile sınırlayacaktır. COP26’nın en büyük başarısızlığı, ülkelerden sıcaklık artışını 7 yıl önce Paris İklim Konferansı’nda belirlenen 1,5 derece hedefiyle sınırlandırmak için sera emisyon planları öne sürmelerini istediği bir başka boş taleptir. Hem mevcut artış oranı hem de tarihi eğilim bunun olmayacağını gösteriyor, ancak Glasgow konferansından çıkan yetersiz UKB’ler, konunun hala ciddi bir şekilde ele alınmadığının son kanıtı.

Dolayısıyla, bu konferansların ve bir bütün olarak kapitalist toplumun tam olarak neden iklim krizine uygulanabilir çözümler bulamadığı sorusu öne çıkıyor. Basitçe söylemek gerekirse kapitalistlerin çözümleri, doğası itibariyle sermayenin çerçevesiyle sınırlıdır. Herhangi bir gerçek çözüm, kapitalist toplum ve onun sürekli kâr ve büyüme eğilimiyle uyumsuzluğuna bağlı olarak bu tür eğilimlerle uyumlu planlar lehine bir kenara itilecektir. Benimsenen herhangi bir "çözüm", kâr ve büyüme sağlamaya devam etmek zorunda kalacak ve bu da onları en başta bu tür "çözümleri" gerektiren konuma geri getirecektir. Egemen sınıfın bunu bilfiil olarak bilip bilmemesi ise konu dışıdır..

== Kapitalist Çerçeve

Dünya genelinde, kapitalist devletlerin iklim krizine neden gerçek anlamda anlamlı çözümler sağlayamadığını vurgulamaya yarayan örnekler bulabiliriz: onlar kapitalist mülkiyeti savunmak ve sermaye birikiminin devamlılığını sağlamak için varlar.

Bunlardan birisi otomobillerdeki içten yanmalı motorların yerini elektrik pillerinin alması önerisi. Başlangıçta bu fikir, yanmalı motorlar ve fosil yakıtların bir sonucu olarak artan sera gazı emisyonlarından kaçınmanın bir yoluydu. Lakin yine de fosil yakıtlara dayanan birçok otomobil ve diğer makineler eletrikli alternatifleriyle değiştirilse de, bunun yapıldığı şekil dünyanın zaten zayıf olan yerlerinden hızlıca büyük miktarlarda kaynak çıkarılmasını gerektiriyor, bu da sera gazı emisyonlarına benzer sorunları gündeme getiriyor. 2019 yılında metal kaynak çıkarımı kendi başına küresel karbon emisyonlarının %26’sını oluşturdu ve böyle bir değişim için değerli metaller daha çok gerektiğinden, bu oranın artması büyük bir ihtimal.

Diğer bir örnek, sürdürülebilir kalkınmayı temel ilkelerinden biri olarak gören AB'nin iklim değişikliğinin itici güçlerinin bir çoğuna sürekli destek vererek kendi hedeflerini baltalamasıdır. Avrupa Denizcilik, Balıkçılık ve Su Ürünleri Fonu (EMFAF) kapsamındaki yardımlar, balıkçılık şirketleri tarafından kolaylıkla suistimal edilmektedir; bu, diğer balıkçılık politikalarının yanı sıra, AB'nin aşırı avlanmayı azaltmak için verdiği tarihleri sürekli olarak kaçırmasının temel nedenlerinden biridir. Ulaşım sektörü gibi halihazırda çok büyük kirletici sektörlere her yıl yaklaşık 50 milyar avro, kömür santrallerine destek içinse yılda 2 milyar avro fosil yakıt yardımı veriliyor. AB’nin iklim açısından yoğun sektörlere devamlı desteği, Avrupa genelinde her yıl 25 milyar avro alan hayvan çiftliklerine verdiği büyük destekte de görülebilir. Bu, AB'nin toplam emisyonlarının %17'sini oluşturan ve doğrudan fosil yakıtlara bağımlı otomobillerin neden olduğu emisyonların çoğuna denk gelen, hatta aşan büyük miktarlarda sera gazı emisyonuna katkıda bulunuyor.

Kapitalist devletin, tıpkı nihayetinde bir organı olduğu egemen sınıf gibi, üzerine kurulduğu temelleri yıkmakta hiçbir çıkarı yoktur.

== Bir Alternatif Yok Mu?

İklim krizine çözüm ararken bazıları Yeşiller Partisi’ne, Yok Oluş İsyanı’na (Extinction Rebellion)’na veya çeşitli “Yeşil Yeni Anlaşma(Green New Deal)” önerilerine işaret edebilir. Ancak sorun, bugünlerde, kapitalist devletin basitçe farklı ellere teslim edilebilecek ve daha sonra radikal olarak farklı bir sonuç sağlayabilecek bir “kötü grup” politikacıya sahip olması nedeniyle bu şekilde hareket etmesi değildir. Aksine, bu büyüyen iklim krizi, bir bütün olarak kapitalist toplumun kusursuz ürünüdür. Son birkaç on yılda birçok farklı politikacı, parti ve hükümet gelip geçti ancak iklim kriziyle ilgili temelde hiçbir şey değişmedi. Kapitalist devlet, kapitalist toplumu devam ettirmek ve zenginliğinin kaynağı olan insanların ve doğanın sömürülmesi için bir araçtan başka bir şeye reforme edilemezveya biçimlendirilemez.

Kapitalist devletin (geçmişte Stalinistlerin ve diğerlerinin yaptığı gibi) sadece başka bir yönetici klikle değiştirilmesi değil, kapitalizmi ve içinden doğduğu temelleri ortadan kaldırmak için işçi sınıfının siyasi ve ekonomik gücü ele geçirdiği, toplumu kârın değil insan ihtiyacının yönlendirmesiyle sonuçlanarak parçalanması gerek. İnsanlığın, doğayla ilişkisini kapitalist toplumdaki yabancılaşmanın zincirleri olmadan tamamen gerçekleştirebileceği bir toplum. Marx’ın 1844 El Yazmaları’nda açıkladığı gibi,

"Bu komünizm... insanla doğa ve insanla insan arasındaki çatışmanın gerçek çözümüdür – varoluş ile öz, nesneleştirme ile kendini doğrulama, özgürlük ile zorunluluk, birey ve insanlık arasındaki çekişmenin gerçek çözümüdür. Komünizm, tarihin bilmecesinin çözümüdür ve bu çözümün kendisi olduğunu bilir."

Bu toplumda ve bu topluma vardığımız süreçte iklim değişikliğine gerçek çözümler var. Aksi takdirde ekonomik krizler, iklim felaketleri, salgın hastalıklar ve topyekün emperyalist savaşlarla dolu bir geleceğe bakıyor olacağız.

Yukarıdaki makale Komünist İşçi Örgütü’nün bülteni olan mevcut basım Aurora (no. 58)’dan (https://www.leftcom.org/en/articles/2022-01-30/aurora-2022-01-30) alınmıştır.

8 Şubat 2022, Salı